Sınırda mülteci kampları kuruldu

'Arka kapıdan mültecileri alın, ama AB kapısını kapatın'
Bir an için, Avrupa Komisyonu üyelerinden ikisinin bir gün arayla yaptıkları şu açıklamaları düşünün.
Önce, AB dış politika sorumlusu Federica Mogherini "Türkiye, zulümden kaçanlara koruma sağlamak için yasal olmasa da ahlaki bir yükümlülük altındadır" dedi.
Ardından AB'nin genişlemeden sorumlu yetkilisi Johannes Hahn "Türkiye ile eylem planı üzerinde anlaşma sağlayalı iki aydan fazla oldu. Hâlâ göçmen sayısında önemli bir azalma görmüyoruz. Türkiye daha fazlasını yapabilir" diye konuştu.
Bu ikisinin özeti şu: arka kapıyı açıp, göçmenleri içeri alın, ama ön kapıyı kapatıp daha ileri gitmelerine mani olun.
Türkiye'nin şimdi kendini içinde bulduğu çıkmaz bu: Suriye'deki insani kriz ile Avrupa'daki mülteci krizi arasında kalmak.
Güney sınırında onbinlerce kişi Türkiye'ye geçmek için bekliyor.
Ancak Yunanistan'la olan sınırında AB, daha sıkı kontrollerle mültecilerin daha ileri gitmesinin önlenmesini talep ediyor.
Böyle çelişkili baskılar sürerken, Türkiye ile Suriye arasındaki Kilis sınır kapısı kapalı kalıyor, Halep kâbusundan kaçanlar, kendilerini daha büyük ve karmaşık bir tartışmanın ortasında buluyorlar.
Pazarlık kozu
AB, kısa bir süre önce yapılan anlaşmayla Türkiye'ye vereceği 3 milyar euro'nun, tam da bu amaçla, Türkiye'nin mülteci akınıyla baş etmesi ve Halep'ten gelenler gibi mültecilere kapılarını açması amacıyla vereceğini söylüyor.
Ankara ise halen ülkede bulunan Suriyeli mültecilerin yaşam koşullarını iyileştirmek için bu paraya ihtiyacı olduğunu belirtiyor.
Halep'ten kaçanlar için yeni mülteci kampları yapmakta kullanılırsa 3 milyar euro hemen tükenebilir.
Ancak Halep krizini politika için kullanan sadece Avrupa değil.
Türkiye'de kuşkusuz bu durumu bir pazarlık unsuru gibi kulanarak Avrupa'dan daha fazla para ve yardım almayı ve Rusya'nın hava saldırılarının durdurulması için somut adımlar atılmasını sağlamayı umuyor.


Türkiye sınır kapısının anahtarının Brüksel'in suratına salıyor. Mesaj: "Bize yardım edin, yoksa bu grubu üzerinize salarız."
Türkiye aynı zamanda sınırın Suriye tarafına mülteci kampları kurarak, uzun süredir savunduğu "güvenli bölge" politikası için de bir model sunuyor.
Ankara'yı eleştirenler bunun sadece Suriyeli Kürtlerin bölgedeki kontrolünü pekiştirmesini önlemeye yönelik olduğunu söylüyorlar.
Her halukarda, şimdiden Halep'ten kaçan binlerce kişinin kaldığı kamplarla, güvenli bölge, sadece fikir olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşüyor.
Bu noktaya gelinmesi kuşkusuz batının beş yıllık Suriye iç savaşı boyunca harekete geçmemiş olmasının ve Avrupa'da mülteci krizi konusunda koordinasyon sağlanamamasının eseri.
Çözüm olasılıkları da pek iç açıcı görünmüyor.
AB ülkeleri hâlâ ne kadar mülteci alacakları konusunda tartışıyor, Halep'e yönelik saldırılar yoğunlaşıyor, geçen hafta Cenevre'de yapılan Suriye barış görüşmeleri de başarısızlığa uğradı.
Dahası, çoğu AB ülkesi de 'gazetecileri hapse atan, eleştirel seslere dava açan ve Kürtlerle silahlı çatışma halinde' gördükleri bir Türkiye hükümetiyle fazla yakınlaşmak istemiyor.
Ve böylece politika başarısızlığa uğruyor, savaş uzuyor.
Suriye hükümetinin saldırısı ile Rus hava saldırıları hedefine ulaşırsa, Halep'te oturan 350 bin kişi kuşatılabilir.
Bu da Suriye muhalefetine ölümcül bir darbe indirip, onbinlerce kişinin daha Türkiye sınırına doğru kaçmasına neden olabilir.
Belki de Avrupa'da gelen bu çelişkili mesajlar sadece yalın bir gerçeği vurguluyor, o da kimsenin Suriye'deki cehennemin nasıl sona erebileceğini bilmediği
Dünya'nın Haberleri Bu kentte sitesinden 22.06.2018 tarihinde yazdırılmıştır.